İçeriği sosyal hesaplarında paylaş

Genel / Popüler

Thanos haklı olabilir : Sayıca dünyaya gerçekten fazla mıyız?

Thanos haklı olabilir : Sayıca dünyaya gerçekten fazla mıyız?

Çizgi romanlarda Marvel evreninin kötü karakterlerinden biri olarak tanıdığımız Thanos’u beyaz perdede Marvel’in Avengers serisiyle tanıyan izleyici kitlesi ikiye bölündü.

“Küresel bir kıyamet adım adım yaklaşıyor. Bu kıyamet gizli değil. Baktığımız her yerde..”

Bu kitlenin bir bölümü Thanos’un güttüğü felsefeyi anlamsız ve gereksiz bulurken karşı görüşü savunan kitle ise Thanos’un yaptığı bu seçimi haklı buldu. Sizlere yalan söylemeyeceğim ben de bu haklı bulan kitlede yer alıyorum.

Sizlere bu kitlenin; Thanos’un evrenin yarısını yok etmesini neden haklı bulduğunu günümüz dünyasının gerçek verileri ve araştırmaları ile aktarmaya çalışacağım. Biraz uzun bir yazı olabilir, çünkü yarattığımız yıkımı öyle birkaç cümle ile ifade edebilmek mümkün değil. Ancak sabırlı olur ve yazının tamamını okursanız. Thanos’u haklı bulan kitlenin kaos meraklısı birer ruh hastaları olduğu kanısına varmaktan ziyade bu kitlenin; yaşamın / doğa ananın kendisine ve bu yaşamın sürekliliğine ne kadar saygılı olduklarını fark edecek, şaşıracaksınız.

Şimdi gelin sizi birkaç yere götüreyim önce bu gösteceğim yerleri görsel olarak zihninize kazıyayım çünkü yazının ileri bölümlerinde bu görseller bağlantı kurmanız için işimize yarayacak..

Belçika Araba Mezarlığı

Avustralya Terkedilmiş Gemi

Çin’de Terkedilmiş bir Köy

Ve son olarak nükleer felaketin yaşandığı Çernobilde yer alan terk edilmiş bir ev

“Bu fotoğraflara neden baktım?” diyenler için kısa bir cümle ile cevap verip konuya devam edeceğim. Bu fotoğrafları sizlere göstermekte ki amacım; dünyanın kendi kendini iyileştirme yeteneğini hatırlatmak içindir. Yazının devamında yazacaklar ile bu görseller arasında bir bağ kurabilesiniz diye bu fotoğraflara baktınız. Şimdi konuya geri dönelim.

BAŞLAYALIM MI? (#susamam ‘a da selam çakayım)

Doğal Hayatı Koruma Vakfı’nın (WWF) açıkladığı rapora göre insanlık her yıl yenilenebilenden yüzde 30 daha fazla doğal kaynak tüketirken dünya mali krizden çok daha yıkıcı bir “ekolojik kredi krizi”ne doğru ilerliyor.

Türkiye de sahip olduğundan fazla kaynak tüketen ülkeler arasında; bu durumun en önemli sebebi de karbon salımı. Buna göre, Türkiye’de yaşayan 73 milyon insanın şu anki tüketimiyle doğaya verdiği zararı karşılayabilmek için, neredeyse 0,65 Türkiye daha lazım.

Rapora göre, Türkiye tarımda ürettiğinden fazlasını tüketirken orman ve balık kaynaklarını tam olarak tüketmiyor.

“2030’da bize İki Dünya gerekecek”

2008 Yaşayan Gezegen Raporu‘na göre küresel ölçekte doğal kaynaklar ve ekolojik çeşitlilik azalmaya devam ederken, kalıcı veya mevsimsel olarak su sorunu yaşayan ülke sayısı artıyor.

“Dünya şu anda finansal değerlerin aşırı değerlenmesinin yol açtığı bir krizle boğuşuyor” diyen WWF yöneticisi James Leape “Tüm yaşamın kaynağı olan çevresel değerlerin tükenmesinin neden olacağı çok daha temel bir krizse önümüzde duruyor” diye ekledi.

Londra Zooloji Topluluğu (ZSL) ve Küresel Ayak İzi Ağı (GFN) tarafından oluşturulan rapora göre dünya nüfusunun dörtte üçünden fazlası kaynaklarından fazla doğal kaynak tüketen ülkelerde yaşıyor.

Leape, “Çoğumuz yaşam biçimimizi ve ekonomik gelişmemizi korumak için dünyanın diğer bölgelerindeki doğal kaynakları tüketiyoruz” dedi.

“Eğer gezegenden talebimiz bu ölçüde artmaya devam ederse 2030’larda yaşam biçimimizi korumak için iki dünyaya ihtiyacımız olacak.”

Canlılar Tükeniyor

Rapora göre 1970’ten bu yana izlenen 1 686 yaşayan türe ait 5 bin topluluğun nüfusunda yüzde 30 azalma meydana geldi.

Bunun önemli bir kısmı tropik ormanların yok edilmesinden; baraj inşaatları ve iklim değişikliğinin tatlı suda yaşayan türler üzerindeki olumsuz etkilerinden kaynaklanıyor. Kirlilik ve aşırı balık avı da ciddi zarara yol açıyor.

Zenginler Tüketiyor

İnsanların dünya üzerinde başta gelen olumsuz etkileri fosil yakıtlardan çıkan sera gazları ve toprağın değiştirilmesi. Sera gazlarını emecek ve yaşamsal ürünleri üretecek toprak miktarı küresel ölçekte kişi başına 2,1 hektarken, kişi başına 2,7 hektarlık tüketim yapılıyor.

Amerika Birleşik Devletleri ve Çin tüketimde başta gelirken doğal kaynakların yüzde 21’ini kullanıyor. Herkes ABD vatandaşları kadar tüketse, bunun için 4,5 dünya gerekirdi.

Ayrıca kaynaklar da eşitsiz dağılmış durumda. ABD, Brezilya, Rusya, Çin, Hindistan, Kanada, Arjantin ve Avustralya tüm dünya kaynaklarının yarısından fazlasına sahip.

Kongo gibi geniş kaynaklara sahip yoksul ülkelerse dünya ortalamasının çok daha altında tüketiyor.

Ortalama bir insan yılda 1,24 milyon litre su tüketirken bu rakam ABD’de 2,48 milyon litreye çıkıyor; Yemen’deyse 619 bin litreye düşüyor.(EÜ)

BU TABLO BİZE NE ANLATIYOR?

Söz konusu insanoğlu olduğunda bu sisteme biz baş kaldırdık. Kendimizi savunma silahları geliştirdik, korunaklı evler yaptık, vahşi yaşamı kendimizden uzaklaştırarak korunduk. Giderek yaşam için elverişli hale getirdiğimiz hayatlarımızı üreyerek, çoğalarak taçlandırdık.

Ancak bu taç bizi bugün besin zincirinin en tepesinde bir kral yaparken, aynı zamanda dünyanın doğal dengesi, doğa-ana nezdinde de ise düşmüş kral ilan ediyor. Çünkü Dünyanın doğal işleyişi İnsanoğlunun yaşayış biçimine sistematik bir tehdit oluşturuyor. Burada bahsedilen tehdit; bir önceki konuda ifade edilen Dünyanın ürettiğinden fazlasını tüketmek ve bunun sonucu olarak, Dünyanın doğal dengesinin bozuluyor olmasıdır.

GEOMETRİK NÜFUS ARTIŞI

1800’lü Yıllarda Dünya Nüfusu 1 Milyar idi.

1900 ‘de 1,5 milyar

1950 ‘de 2,5 milyar

1960 3,03 milyar

1970 3,7 milyar

1980  4,4 milyar

1990 5,2 milyar

2000 6,08 milyar

2010 6,84 milyar (Şuan 2019’da 7.7 Milyar)

2020 8 milyar

2030 8,9 milyar

2040 9,4 milyar

2050 10,3 milyar

Bu grafikte dikkatinizi çeken bir şey var mı? Yoksa dikkatinizi tek bir cümleyle çekmeyi başarabilirim.

1800-1830 SANAYİ DEVRİMİ!

Sanayi devrimi ile birlikte üretim hızlanıp, artarken İnsanoğlu da hızlanan bu üretim bolluğu ve iş imkanları ile hızla popülasyonunu arttırdı. Popülasyonun arttırılması hususunda gerek devletlerin hatta kilisenin dahi üremeyi teşvik edici etkileri oldu. Ruhban sınıfı cinsel ilişkilerde korunmayı ve kürtajı Tanrıya karşı işlenen büyük günahlardan biri olarak nitelendirdi.  Devletler doğan çocuklar için bakım, eğitim ve gelecek hayatlarında iş vaadlerinde bulundular.

Her şey yolundaydı.

TA Kİ DENGELER DEĞİŞENE KADAR : DÜNYA KARBON EMİSYONU GRAFİĞİ

Karbon Emisyonundan bana ne canım ne ola ki karbon? Karbon mu soluyoruz? diyenler olabilir. Zaten bu yazı onlara hitap etmiyor. Biz kalanlarla konuya devam edeceğiz.

Karbon Emisyonu Neden Önemli?

Öncelikle karbon emisyonu ne demektir; en yalın ifade ile karbonun atmosfere salınması anlamını taşır. Diğer yandan karbon emisyonu sera gazlarını ifade eder. Atmosferdeki insan kaynaklı sera gazı yoğunluğu, 1850’li yıllardaki sanayi devrimi ile hız kazanmıştır. Ayrıca büyük baş hayvanların sayısındaki artışa bağlı metan gazı salınımı, orman yangınları gibi dolaylı olarak insana bağlı olan veya olmayan faktörlerde vardır. Atmosfere salınan bu gazlar havanın ısısının artmasına ve dünyanın soğuyamamasına neden olarak, iklimlerin olması gerektiğinden daha sıcak seyretmesine neden olurlar. Karbon salınımındaki artışın en büyük sorumlusu olan fosil yakıt kullanımının her yıl bir önceki dönemlerden daha fazla olması beklense de, ülkeler bu durumu aşmak için girişimlerde bulunmaktadırlar. Bir gösterge olması açısından kutuplardaki buzul miktarlarındaki azalması üzerinde sıkça durularak, dünyadaki en büyük tatlı su kaynağı buzulların eriyerek  tuzlu deniz suyundaki tuz miktarını azaltmasından, deniz seviyesini yükseltmesi ve deniz akıntılarını bozup bazı hayvan türlerini tehdit etmesine kadar bir çok etkisi küresel ısınma başlığı altında incelenmektedir.

Atmosferdeki insan kaynaklı sera gazı yoğunluğu, 1850’li yıllardaki sanayi devrimi ile hız kazanmıştır. Bunu yukarıdaki grafikten görebiliyoruz.

İşin en can alıcı kısmı Nüfus Artışı Grafiği ile Karbon Emisyon Grafiğinin neredeyse birebir aynı olmasıdır

Bu iki grafik arasındaki inanılmaz benzerlik tek bir sonuca bizi ulaştırıyor. Aradaki benzerliği göresiniz diye grafikleri bir araya getireyim.

Yukarıdaki tablo gösteriyor ki; sayımız fazla!. Buna paralel olarak tüketimimiz de fazla. Bu tüketime oranla Üretim ihtiyaçlarımız da fazla. Ve haliyle bu kadar üretimi karşılayacak üretim araçları ve sanayi sayısı da fazla. Fazla sanayi sayısı ve üretim aracı ile karbon salınımı da fazla.

Her şey ama her şey birbiriyle ilişkili ve her problemin kökeni ise İnsanoğlu’nun Dünya üzerindeki popülasyonuna dayanıyor.

Pek çok bilim insanı yaptığı modellemeler ile İnsanoğlunun bu doğrultuda devam etmesi durumunda 200 ile 400 yıllık bir vadede yalnızca kendi türünü değil Dünya üzerinde yaşayan bitki türlerinden hayvan türlerine kadar ve hatta organik olmayan toprak, su ve hava gibi bileşenleri dahi tehdit etmekte olduğunu ortaya koyuyor.

Şimdi olan biten her şeye yukarıda ifade edilen bir açıyla baktığımızda Thanos’un zeki canlı türlerin %50 ‘sini yok etmesini mantıksız bulmak mümkün değil.

PEKİ YA NE OLURDU?

Dünyanın %50 ‘si yok oldu. Ve nüfusumuz 7,7 Milyardan an itibariyle 3,85 Milyara geriledi. Bu bizi 1970 ‘lere götürürdü , elbette nüfus olarak.

Yarımız yok olunca hemen o an Dünya çok iyi bir yer mi olurdu?  Elbette hayır. Konunun en başında da belirttiğimiz gibi Dünyanın yaralarını sarabileceği bir süre var. Bu süre zarfında Dünyaya yeni yaralar açmadan Dünyanın kendisini iyileştirmesine olanak tanıyarak yalnızca bir 100 yıl içerisinde Dünya şuan olduğundan çok ama çok daha güzel bir yer olabilirdi.

BÖYLE BİR SENARYO MÜMKÜN DEĞİL!

Elbette mümkün değil. Ayrıca insanların yarısını öldürmek insanlık dışı. Ancak ürememek veya kontrollü üremeyi seçmek bize bağlı. Hiç kimsenin canına zarar vermeden bu senaryoyu gerçek kılmak Teoride mümkün. Ancak mevcut kapitalist sistemin iş gücü ihtiyaçları sebebiyle Ülkelerin Dünya genelinde nüfus planlaması işine girişmesi fazlaca Ütopik.

Hele hele bu Ülkelerin yönetimlerinde yer alan insanların da birer Sanayici, İş adamı vs. olduklarını düşününce.

SONUÇ OLARAK

Thanos haklıydı. Ancak Thanos’un hayalini kurduğu bu Dünyayı oluşturmak en azından reel Dünya’da, yani günümüz dünyasında mümkün değil. Ne yazık ki Doğanın Dünya’da bizler yüzünden izlediği bu kötü rota devam edecek. Ve en nihayetinde, belki de o biliminsanlarının belirttiği gibi 200-400 yıllık bir vadede Küresel felaketlerle popülasyonumuzu azaltmayı bir seçmesek de Doğa ipleri eline alıp bunu kendi yapacaktır.

İçeriği sosyal hesaplarında paylaş

Çok bilmeye meraklı, az bilen insan. Kimliği belirsiz admin kişisi.

Bir Cevap Yazın